Kütahya

  • Kütahya

Ege Bölgesi’nin İç Batı Anadolu Bölümü’nde yer alan Kütahya, bilinen tarihi içinde Hitit, Frig, Roma, Bizans, Selçuklu, Germiyanoğulları ve Osmanlı Dönemi uygarlıklarıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne ulaşmıştır.

Kütahya ili sınırları içinde kalan topraklarda yerleşen ve adı bilinen en eski halk Hitit’lerdir. Buna rağmen çevredeki Arkeolojik buluntular ilin yerleşim tarihini çok daha eskilere, ilk çağlara değin götürmektedir. Kütahya için kesin bir kuruluş tarihi verilememekle birlikte; Hitit metinlerinde geçen Assuva tarihiyle ilgili IV. Tuthaliya (M.Ö. 1256–1220) yıllıklarına dayanarak M.Ö. II. binin ortalarında kurulduğu söylenebilir.

Kütahya, bugün de işletilen zengin maden yatakları dolayısıyla tarihin her devresinde ilgi görmüş, bu sayede geniş ticaret yollarına sahip olmuş, hızla gelişmiştir. Malazgirt Zaferi’nin ardından XI. yüzyılın sonunda Türk uygarlıklarıyla tanışan Kütahya, Germiyanoğlu Beyliği’ne başkentlik yapmış olup Osmanlı Devleti bu topraklar üzerinde kurulmuştur.Ayrıca Kütahya “Türk ve dünya askerlik tarihi” nin en büyük zaferinin kazanıldığı yer olarak zengin bir kültürel mirasa sahiptir.

İlimizin ilk yerleşim yeri Kütahya kalesi ve çevresidir. Germiyanoğulları döneminde de kullanılan şehir merkezinde yapılan kazılarda Roma dönemi nekropol (mezarlık) alanları bulunmuştur. Ancak şehir merkezinde Frigler dönemine ait önemli bir buluntuya rastlanmamıştır. Kütahya’nın antik dönemdeki yerleşim alanı henüz kesin olarak belirlenememiştir. Ne zaman kurulduğu, nerede kurulduğu, ne zaman ve kim tarafından fethedildiği kesin olarak ifade edilemeyen Kütahya, bir sırlar kentidir.

Yapılan Arkeolojik Kazılar ve Eski Yerleşim Merkezleri :

Bugüne kadar Kütahya ve çevresinde yapılan sistematik kazı ve araştırma sayısı çok değildir. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü adına Clive Foss – Kütahya Kalesi’ni, Epigraf Tomas Drew Bear – Yazıtları, David French – Roma Yolları ve Mil Taşlarını, İstanbul Üniversitesinden Yrd. Doç. Dr. Turan Efe Antik Yerleşimlerden Höyük ve Tümülüsleri araştırmıştır. Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün Aizanoi Antik Kentinde başlattığı sistematik kazı ve araştırmalar 1970 yılından beri devam etmektedir. Müze uzmanlarının Kütahya il sınırlarında yaptığı inceleme ve araştırma çalışmalarında yüzü aşkın höyük, tümülüs ve antik yerleşim saptanıp belgelenmiş, yapılan kurtarma kazılarıyla kentin tarihini aydınlatacak önemli arkeolojik malzemelere rastlanmıştır. Kütahya Merkez Seyitömer Höyük’te yapılan kurtarma kazılarında Eski Tunç dönemine uzanan toplu buluntular elde edilmiş olup Kütahya Arkeoloji Müzesi’nde ayrı bir salonda sergilenmektedir. Merkez Ağızören Köyü’nde 2000 yılında yapılan kazılarda Hitit yerleşimine ait nekropol (mezarlık) alanında önemli arkeolojik malzemeler ele geçmiştir. Kütahya’da Eski Tunç Dönemi’ne uzanan toplu buluntu veren en önemli merkez, 1977 yılında kömür çıkartma işlemi sırasında ulaşılan Tavşanlı Tunçbilek, Boyalık ve Gevence mevkileridir. İlin yerleşim tarihine ışık tutan Eski Tunç buluntu merkezleri Seyitömer, Tavşanlı – Kayı Köyü, Altıntaş – Üçhöyük, Domaniç – Elmalı, Simav, Emet ve Çavdarhisar yöreleridir. Buralarda ele geçen buluntular Bitynia dışında tüm Batı Anadolu’da rastlanan tipik Troya çanak – çömleği örneklerindendir. Gaga ağızlılar, üç ayaklı kaplar, depas türü maşrapalar dışında, Balıkesir, Bursa yöresine özgü Yortan kültürünün bezekli kaplarına rastlanması, Kütahya’nın kuzeyinde bu kültürün etkin olduğunu göstermektedir.

Kronolojik Tarihi

M.Ö.(1800-1200) – Hitit Dönemi
M.Ö.(1460-1200) – Assuva Konfederasyonu içinde Kütahya
M.Ö.(1200-676) – Frigler Dönemi
M.Ö.(607-546) – Lidya Dönemi
M.Ö.(546-334) – Persler Dönemi
M.Ö.(334-281) – İskender Dönemi
M.Ö.(281-133) – Bergama Dönemi
M.Ö.(133)-M.S.(395) – Roma dönemi
M.S. 395 – Bizans Dönemi’nin başlaması
M.S. 8.yy – Kütahya Kalesi’nin inşası
1078 – Kütahya’nın Selçuklularca alınması
1097 – Haçlıların Kütahya’yı alıp Bizanslılara bırakması
1182 – Kütahya’nın yeniden Selçuklulara geçmesi
1197 – Kütahya’nın Bizanslılarca geri alınması
1233 – Kentin kesin olarak Selçukluların eline geçmesi ve Kütahya Kalesine ilaveler yapılması
1260 – Germiyanoğlu Aşiretinin Kütahya’ya yerleşmesi
1277 – Kütahya’nın Germiyanoğullarına ikta olarak verilmesi
1300 – Germiyanoğlu Devleti’nin kuruluşu
1314 – Umur-Bin Savcı Medresesi’nin yapılması
1381 – Germiyanlı Devlet Hatun’un Yıldırım Bayezid ile evlenmesi
1381-1389 Yıldırım Bayezid’ın Kütahya Valiliği
1390 – Yıldırım Bayezid’ın Germiyanoğlu Devletine son vermesi
1402 – Timur’un Germiyanoğlu Devleti’ni tekrar canlandırması
1410 – Yıldırım Bayezid’ın yapımını başlattığı Ulu Camii’nin tamamlanması
1411 – II. Yakup İmaret Külliyesi’nin yapılması
1429 – Germiyanoğlu II. Yakup’un ölümü ve vasiyetiyle topraklarının Osmanlılara geçmesi
1451 – Anadolu Beylerbeyliği Merkezi’nin Kütahya’ya taşınması
1511 – Şahkulu Ayaklanması
1542-1558 Şehzade Bayezid’ın Kütahya Valiliği
1558-1566 Sultan II. Selim’in Kütahya Valiliği
1766 – Fincancılar Esnafı Anlaşması
1833 – Mısır ordusunun Kütahya’yı işgali
1833 – Mısır ordusunun Kütahya’yı işgali
1850-1851 Lajoss Kossuth’un Kütahya’da misafir edilmesi
10.09.1885 İlk telgrafın çekilmesi
1892 – Demiryolunun gelmesi
1905 – Kütahya eski Hükümet Konağı’nın yapılışı
20.09.1919 – Kütahya Kuva-i Milliye Teşkilatının kurulması
21.07.1920 – Kütahya Milli Alayı’nın Kuruluşu
06.08.1920 – Atatürk’ün Kütahya’ya İlk Gelişi
03.09.1920 – Simav’ın işgali
05.09.1920 – Gediz’in işgali
05.01.1921 – Gediz’in Çerkez Ethem’den alınması
13.07.1921 – Altıntaş’ın işgali
14.07.1921 – Tavşanlı’nın işgali
17.07.1921 – Kütahya’nın işgali
28.07.1921 – Yunan Kralı Konstantin’in Kütahya’ya gelmesi
30.08.1922 – Dumlupınar Meydan Muharebesi Kütahya’nın Kurtuluşu s:18.00
01.09.1922 – Gediz’in Kurtuluşu
03.09.1922 – Emet ve Tavşanlı’nın kurtuluşu
24.03.1923 – Atatürk ve Latife Hanımın Kütahya’yı ziyaretleri
08.10.1923 – Kütahya’nın il olması
30.08.1922 – Atatürk’ün Dumlupınar’a gelişleri
1926 – Kütahya’ya ilk elektrik verilmesi
1926 – Sümerbank Kiremit Fabrikası’nın Açılması
23-24.01.1933 – Atatürk’ün Kütahya’yı ziyaretleri
21.06.1934 – Atatürk ve Şah Rıza Pehlevi’nin Alayunt İstasyonu’nda dinlenmeleri
24.11.1954 – Kütahya Şeker Fabrikası’nın açılması
1956 – Tunçbilek Termik Santralı’nın üretime başlaması
1958 – Emet Etibor İşletmeleri’nin Açılması
1973 – SLİ Termik Santralı’nın üretime başlaması
27.10.1961 – TÜGSAŞ (Azot) Fabrikası’nın açılması
1976 – Kütahya Manyezit Fabrikası’nın açılması
1981 – Gümüş Fabrikası’nın açılması
1992 – Dumlupınar Üniversitesi’nin kurulması
  •  AİZONAİ ANTİK ŞEHRİ

Tarihin binlerce yıllık şahidi, insanlığın ortak mirası, zamana meydan okuyan görkemli yapısıyla, Türkiye’nin en güzel antik kentlerinden biri Aizanoi Antik Kenti…

Penkalas Nehri’nin (Koca Çay) iki yanına kurulmuş, Zeus’un kızlarından su perisi Erato ile Arkadia kralı Arkas’ın oğlu Azan’ın kenti, Frigya’ya bağlı olarak yaşayan Aizanitis’lerin ana yerleşim merkezi Aizanoi…

İnsanlık tarihinin en önemli tapınaklarından ilk borsasına, sütunlu caddesinden sporla sanatın iç içe olduğu stadyum-tiyatro kompleksine, hamamlarıyla, köprüleriyle geçmişten geleceğe seslenen eşsiz bir kent Aizanoi…
UNESCO’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan ve “İkinci Efes” olarak bilinen, tarihi MÖ 3000’li yıllara dayanan Aizanoi Antik Kenti Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesinde, il merkezine 50 km. uzaklıkta.

Dünyanın ilk borsası, dünyanın en iyi korunmuş Zeus Tapınağı ve dünyanın ilk örneklerinden Stadyum-Tiyatro kompleksiyle Roma döneminin en önemli kentlerinden biri.

Şehrin kuzeyinde yer alan 13 bin 500 kişi kapasiteli Stadyum ve 20 bin kişi kapasiteli Tiyatronun bir kompleks şeklinde yapılması ise antik dönemin tek örneği…
Heredot’un dünyanın en eski kavmi olarak nitelendirdiği Frigler, kentte rastlanan ilk topluluktur. Büyük Frigya ve Küçük Frigya şeklinde ikiye ayrılarak yönetilen Frig devleti içinde Aizanoi, Küçük Frigya’nın önemli şehirleri arasında yer almaktadır.

Friglerden sonra bölgede sırasıyla Kimmer, Lidya, Pers, İskender İmparatorluğu, Bergama Krallığı ve M.Ö.133’de Roma imparatorluğunun hakimiyeti görülür. Şehir Roma döneminde piskoposluk merkezi olarak önemini korumuştur.

Helenistik dönemde bu bölge değişimli olarak Bergama’ya ve Bithynia’ya bağlı iken MÖ 133’de Roma egemenliğine girmiştir. Roma imparatorluk döneminde tahıl ekimi, şarap ve yün üretimi sayesinde zenginleşmiş ve ünü bölge sınırlarını aşmış olan Aizanoi’de kesin kentleşme bulgularına ancak MÖ 1. yy. sonlarına doğru rastlanmaktadır. Yine ilk sikkelerin bu dönemde basıldığı bilinmektedir.

Aizanoi antik kenti en parlak dönemini MS 2 yy.’da yaşamış, büyük imar faaliyetleri görmüş ve bu dönemde birçok yapı inşa edilmiştir. Erken Bizans döneminde piskoposluk merkezi iken, 7. yy. dan itibaren bu önemini yitirmiştir. Tapınak düzlüğü Orta Çağda bir hisara dönüştürülmüştür. Selçuklular döneminde Çavdar Tatarları tarafından üs olarak kullanılmasından dolayı buraya Çavdarhisar adı verilmiştir.

Aizanoi 1824 yılında Avrupalı gezginlerce yeniden keşfedilmiş,1830-1840’lı yıllarda incelenmiş ve tanımlanmıştır. 1926 yılında M. Schede ve D. Krencker başkanlığında Alman Arkeoloji Enstitüsünce ilk kazılar yapılmıştır. 1970 yılından bu yana her yıl sistematik olarak devam kazı çalışmaları şu anda Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özer başkanlığında yürütülmektedir.

Roma döneminde antik kentte yaklaşık 80 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Kalıntılar arasında Anadolu’daki en iyi korunmuş Zeus Tapınağı, 15 bin kişi kapasiteli tiyatro ve tiyatroya bitişik nizamda yapılmış 13 bin 500 kişilik stadyum, iki hamam, dünyanın ilk ticaret borsa binası, sütunlu cadde, Koca Çay üzerinde ikisi ayakta kalmış beş köprü, iki agora, gymnasium, Meter Steunene kutsal alanı, nekropoller, antik bir bent, suyolları, kapı yapıları bulunmaktadır. Aizanoi Antik Kenti; Efes, Bergama, Side gibi kentlerle çağdaştır.

  • ALTINTAŞ

  • ALTINTAŞ eski̇ bir uygarlık merkezidir. Zaman zaman yapılan kazılarda roma, Bizans ve daha eski̇ antik dönemlere ait kalıntı eserlere rastlanılmaktadır. İlçemiz Frig, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlığının etkisi̇ altında kalmıştır. Yakın tarihimizde de cumhuriyet öncesi̇ Yunan işgali̇ altında kalmış olan ilçemiz ve yöresinde, başkomutanlık meydan muharebesinin en önemli̇ bölümleri̇ cereyan etmiş olup, 30 Ağustos 1922 günü Zafertepe/Çalköy-Berberçam civarında düşmanın en ağırlıklı kuvvetleri̇ imha edilmiştir. Daha sonra savaşın geçtiği̇ yerler bakanlar kurulu kararı ile milli park sahası olarak tefrik edilmiştir. Buralarda zafer abidesi̇, şehit sancaktar Mehmetçik anıtı ve yüzbaşı Şekip efendi̇ şehitliği̇ bulunmaktadır. İlçemiz 1947 tarihinde ilçe olmuştur.

  • ASLANAPA

    Aslanapa en eski yerleşim yerlerindendir. Merkez, Örenköy, Ortaca, Aslıhanlar, Kureyşler, Göynükören, Karadiğin köylerinde tespit edilen yerleşim yerleri ve Tümülüsler (anıtsal mezar yapıları) bulunmaktadır. Bu yerleşim yerlerinden en eskisinin İlk Tunç Çağına (MÖ.300-2500 yılları) kadar gittiği tespit edilmiştir.

    İlçeye bağlı Karadiğin ve Ortaca köylerinde tespit edilen ve Müze Müdürlüğünce yapılan kurtarma kazılarında altı adet tümülüsün, MÖ. 6.Yüzyıla ait olduğu buluntulardan anlaşılmıştır. Göynükören’deki taş ocaklarının Roma döneminde işletildiği ve buradan taş kesildiği izlerden anlaşılmaktadır. Aslanapa, Bizans döneminden sonra Türklerin eline geçmiş, Germiyan ve daha sonra da Osmanlı’nın egemenliğine girmiştir.

    1982 yılında Aslanapa’nın Bayat köyünde bulunan ve MTA Ensitüsü’nün Jeoloji Şubesi Paleontoloji Servisinin 29.06.1982 tarih ve 1982/1 no’lu Paleontolojik Tetkik ve Tayin Raporunda incelemesi yapılan fosillerin 20 milyon yıl öncesine yani Geç Miyosen (Karasal) döneme ait olabileceği tahmin edilmiştir. Fosiller; Hipparion (Atların Atası) Cmhilotherium (Gergedanların Bir Türü), Giraffidae (Zürafagiller) gibi miyosen dönemde yaşamış hayvanlara aittir. Aslanapa bu yönüyle Anadolu’da eski çağlardan günümüze kalıntı taşıyan ender yörelerden biri olma özelliği göstermektedir.

    1967 yılında Belediye ve 1987 yılında ilçe olan Aslanapa, Osmanlı Döneminde “Gireği” adında bir nahiye olarak tarihî kaynaklarda yer almaktadır.

  • DOMANİÇ

    İlçenin yerleşim tarihi M.Ö. 5500-3500 yıllarına kadar uzanmakta olup, merkez ve köylerinde Bizans dönemine ait mezar taşı vb. kalıntılar bulunmaktadır. İlçeye ait ilk kesin bilgiler 13. yüzyıla aittir. Bu dönemde Bizans hâkimiyeti altında bulunan Domaniç, Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Alaattin Keykubat tarafından 13. yüzyılın son çeyreğinde Söğüt ile birlikte Ertuğrul Gazi liderliğinde Anadolu’ ya gelen Kayı Boyu’ na yayla olarak verildikten sonra Kayı Boyu tarafından Domaniç, yazlık olarak kullanılmıştır.

    Kayıların, Bizans surlarına yakın bir bölge olan Domaniç’ e yerleştirilmesinin sebebi; Selçuklu sınırlarını Bizans akınlarına karşı korumada başarılı olmalarıdır. Ertuğrul Bey ve oğlu Osman Bey burada zamanla güçlenmiş ve giderek zayıflayan, İlhanlı Devleti’ nin esaretinde kalan, Selçuklu Devleti’ ne karşı bağımsızlık ilan ederek Osmanlı Devleti’ ni kurmuştur.

    Domaniç; Osmanlı İmparatorluğu döneminde uzun yıllar nahiye olarak Bilecik İli Söğüt İlçesine ve Bursa İli İnegöl İlçesine bağlı kalmıştır. 15 Temmuz 1921 tarihinde Yunan işgaline uğrayan İlçe, 5 Eylül 1922′ de işgalden kurtulmuştur. Cumhuriyetin ilanı sonrası 1932 yılında Kütahya İli Tavşanlı İlçesine bağlanmış, 1 Nisan 1960 tarihinde Kütahya İli’ nin 6. İlçesi olmuştur.

    1926 yılında meydana gelen büyük bir yangınla İlçe Merkezi tamamen yanmıştır.Domaniç adı, Osmanlı kroniklerinden Müneccimbaşı Tarihi, Tacü’t-Tevarih, Oruç Bey Tarihi ve Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Domalıç, Aşıkpaşazade Tarihi, İbn-i Kemal ve Peçevi Tarihinde ve Hüdavendigar Livası tahrir defterlerinde ise Domaniç olarak geçer. Domaniç’ in ilk adının ‘Hisarköy’ olduğu söylenmektedir. Domaniç isminin nereden geldiği konusunda kesin bir yazılı belge ve delil olmamakla beraber farklı rivayetler mevcuttur. Domalıç; çıkıntılı, tümsekli tepe veya dağ anlamına gelir. Bu isim Anadolu’ya gelen Türkler tarafından verilmiştir. Bir diğer görüşe göre Sürmeliçukur’ dan Anadolu’ ya gelen Ertuğrul Gazi’ ye yaylak olarak verildiğinde yöreyi gören Ertuğrul Gazi’ nin; “Bu yayla duman içinde Duman-içi yaylaları bizim yurdumuzdur.” dediği Duman-içi ifadesinin zamanla Domaniç halini aldığı ilçenin isminin de buradan geldiği söylenmektedir. Bir başka görüşe göre ise Domaniç adı; bölgeye özgü yetişen büyük alıçlara hitaben Dom ve Alıç kelimelerinin birleşmesinden Dom-alıç adının meydana geldiği şeklindedir.

  • DUMLUPINAR

    Dumlupınar’ın kuruluşu ile ilgili yazılı bir kaynağa bugüne kadar rastlanamamıştır. Buna karşın kuruluşunun Selçuklu Devleti zamanına denk geldiği sanılmaktadır. Bu dönemde akıncı beylerinin Bizanslılara akınlar düzenlediği bilinmektedir. Bugün Dumlupınar’ın güney batısında bulunan Yığma Tepe, Selçuklu akıncı beylerinden olan Cafer Gazi’nin Bizans topraklarına akınlar yaptığı sırada şehit düştüğü yerdir. Sultan Alladdin Keykubat zamanında Kütahya ve çevresinin kesin olarak Türklerin egemenliğine girmesini izleyen yıllarda bu yöreye yoğun bir Türkmen yerleşmesi olmuştur. Dumlupınar’ın oluşumu bu Türkmen göçüne bağlıdır.

    Yine bu dönemlerden Selkisaray Köyü ve çevresinde Hurmadde denilen mevkide Selçuklu dönemine ait izler hala görülebilir durumdadır. İlçe merkezindeki Merkez Camii ile köylerimizdeki bazı cami duvarları ile çeşmelerde de bu izler görülür.

    Dumlupınar’ın ilk kuruluş yeri olan Dilfirik mevkii, bugünkü gölet ve çevresinin bulunduğu alandır. Bu bölgede bir Yörük yerleşmesinin olduğu halk arasında söylenmekte ve Ulualan’a çıkan yol çevresinde de “Yörük Mezarları” denilen bir mezarlık bulunmaktadır. Bu yörede gölet inşaatı yapılırken bir çok ev ve süs eşyasının çıkarılmasına karşın bunlar gerektiği gibi değerlendirilememiştir.

    Dilfirik mevkiinden sonra suyu bol ve soğuk olan Merkez Camii bitişiğindeki pınarın olduğu yere doğru yerleşim kaymıştır.

    Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflamasından yararlanan ve bu devletin uç beylerinden olan I. Yakup, Ankara kale kumandanıyken(M. 1302) tarihinde bağımsızlığını ilan ederek Germiyan Beyliğini kurmuş ve Kütahya, Tavşanlı, Gediz, Simav, Altıntaş, Dumlupınar, Banaz, Uşak gibi yerleşim yerlerini de Germiyan Beyliği’nin sınırları içine katılmıştır.

    Kütahya ve yöresi kesin olarak H. 832 (M. 1428) yılında Osmanlıların eline geçmiştir.

    İlçemiz ve yörelerinde yapılan kazılarda çıkan eşyalardan Dumlupınar’ın tarihinin İ.Ö. 2000’li yıllara kadar uzandığı ve bu yörelerde egemenliğini kurmuş pek çok uygarlığın varlığı anlaşılmaktadır.

 

  • EMET

    Emet Kütahya ilinin bir ilçesidir. Şifalı kaplıcalarıyla termal turizme önemli katkıda bulunmaktadır. 17 Ekim 1993 günü Bakanlar Kurulu kararıyla “Termal Turizm Bölgesi” ilan edilmiştir. Ayrıca dünyada rezervi çok az bulunan bor madeni bu ilçede bol miktarda çıkarılabilmektedir. Hatta dünyanın bor rezervlerinin yaklaşık %70 Türkiye’de bulunmasının yanında Türkiye’deki borun %50’den fazlası Emet’te bulunmakta iken Emet ilçesinde yeni bulunan rezervler sayesinde bu oran daha da yükselmiştir. Bunlara ilaveten dünyada sayısı 10’u gecmeyen asit borik fabrikalarından biri de bu ilçede faaliyetlerini sürdürmektedir. Borun başkenti Emet ilçesi bor madeni sebebiyle stratejik ve ekonomik olarak Türkiye’ye çok büyük katkılar sağlamaktadır.

  • GEDİZ

    Gediz Kütahya İlinin 98 Km. güney doğusunda yer alan İç Anadolu ile Batı Anadolu arasında İç Batı Anadolu diye adlandırılan geçit alan üzerindedir. İlçenin Yüzölçümü 1733 km2, Rakımı 736 metredir. Gediz ortalama 1100-1200 metre yükseklikte dalgalı bir plato üzerinde kurulmuştur. İlçenin en önemli yükseltisi 2312 metre ile Murat Dağıdır.

    Kaynağını Murat Dağından alanı ve 401 km. uzunluğu olan Gediz Nehri kendi adını taşıyan ovayı suladıktan sonra İzmir Körfezi’nin dış kesiminde büyük bir delta çizerek Ege Denizi’ne dökülür.

    Gediz’in konumu çevresine göre daha alçak düzeyde olduğundan İlçe iklimi çevreye göre daha ılımlı bir karakter kazanmıştır. Gediz’i etkileyen Akdeniz ve karasal iklim tipleri arasındaki bu iklim tipine bir geçit iklimidir.

    Gediz MÖ 1000-700 yılları arasında Frigyalılar tarafından Kadoi adı ile kuruldu. Bu dönemde Dindymon (Murat Dağı) Ana Tanrıca Kybele adına büyük bir tapınak yapıldı.Kadoi daha sonra, Kimmer, Lidya, Pers, Büyük İskender İmparatorluğu, Brinya ve Bergama Krallıkla- rının egemenliğinde kaldıktan sonra M.Ö. 133’te Roma coğrafyasına katıldı. Roma İmparator- luğunun ikiye ayrılmasından sonra Bizans Devleti sınırları içinde kalan Kadoi bu dönemde Piskoposluk merkezi oldu. Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, Türkler ve Bizanslılar arasında birkaç kez el değiştiren Kadoi, Germiyanoğulları döneminde Umurbey tarafından 1313’de fethedilerek kesin olarak Türklerin eline geçmiştir.

    Türkler Kadoi’yi Gedos ya da Gedus biçimlerinde tellafuz ettiler. Gedus 1429’da Osmanlı Coğrafyasına katıldı. Gedus1698-1820 yılları arasında Voyvodalıkla yönetildi. 1845’te Uşak’a bağlı nahiye olan Gedus 1851’de İlçe oldu.

    Kurtuluş Savaşı sırasında 5 Eylül 1919’da Yunan işgaline uğradı. 24 Ekim 1920’deki Kocahan Savaşı’ndan sonra 31 Ekim 1920’de ikinci kez işgale uğrayan Gediz, Çerkez Etem Kuvvetleri ile Ordu Birliklerinin çatışmalarına sahne oldu. Çerkez Etem Kuvvetleri dağıtıldı ve Çerkez Etem Yunan Kuvvetleri tarafına geçti, 12 Temmuz 1921’de üçüncü kez Yunan işgaline uğrayan Gediz 1 Eylül 1922 Cuma günü Fahrettin Altay komutasındaki 5.Süvari Kolordusu tarafından düşman işgalinden kurtarıldı.

    Gediz 28 Mart 1970 günü 7.2 şiddetinde büyük bir deprem felaketi yaşadı. Depremde 1086 kişi öldü, 1258 kişi yaralandı. Toplam 9473 bina yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Gediz Bakanlar Kurulu’nun 5 Ağustos 1970 gün ve 7/1164 sayılı kararı ile bugünkü yerleşim yerine taşınmıştır.

  • HİSARCIK

    Hisarcık ilçesi İç batı Anadolu bölgesinde (İç Ege) yer almakta olup yüzölçümü yaklaşık 329 KM2 dir. Doğu ve Kuzeyinde Emet İlçesi, Güneyinde Gediz ve Simav İlçeleri, Batısında Simav İlçesi bulunmaktadır. Arazi yapısı dağlık ve engebeli bir karakterde olup, denizden ortalama yüksekliği 825 M. dir. İlçede toplam 31.819 Ha. Orman alanı bulunmaktadır. Şaphane Dağından doğan Emet çayı İlçe sınırları içinden geçmektedir. Ege ve İç Anadolu iklimlerinin (geçiş iklimi) özelliklerini taşıyan Hisarcık’ta yazlar sıcak ve kurak kışlar soğuk ve yağışlıdır.

  • PAZARLAR

    Pazarlar’ın bulunduğu yer, eski yerleşim yerleri halkının mal değişim yeri (alış-veriş merkezi) olarak kullandığı yerdir. Tahmini 700-800 yıl önce çevresindeki yerleşim yerlerindeki halk, Pazarcık halkı çeşitli sebeplerle (yüzük oyunu, aşiret kavgası vb.) bulundukları yerden bugünkü Pazarlar’a göç ettikleri anlaşılmaktadır. İlçe ismini de Pazarcık Nahiyesi’nden almaktadır. 1942 yılına kadar Kütahya’nın Gediz ilçesine bağlı olarak bir muhtarlıkla, 1942 yılından sonra Simav İlçesine bağlanan Pazarlar, iki muhtarlıkla idare edilir durumda iken 1958 yılında belde olmuştur. Pazarlar’ın ilçe başvurusu 09.05.1990 tarihinde kabul edilmiştir. 08.08.1991 tarihinde ilk kaymakamın göreve başlaması ile Simav’dan ayrılarak Kütahya’nın ilçeleri arasına katılmıştır.

  • SİMAV

    İç Anadolu Bölgesi’ne yakın bir konumda olmasına rağmen geçiş ikliminin özelliği ile bol ormanlara sahiptir. Bu yüzden kerestecilik önemli bir uğraştır. Ormanlarında genellikle kestane ağaçları ve çam ağaçları boy göstermektedir. Daha sonra Susurluk nehri adını alan akarsu da Simav’da; Simav Çayı olarak başlar.

    Zamanında Emet ilçesine bağlı iken Simav ilçesi sınırlarına alınan Krater gölü ve çam ormanıyla Gölcük, ilçenin önemli doğa güzellikleri arasında yer aldığı gibi ilçenin önemli gelir kaynağıdır. Simav’da bor, demir, krom, bakır gibi önemli yeraltı zenginlikleri mevcuttur.

    İlçe nüfusunun %70-75′ ini çiftçilikle uğraşan nüfus teşkil etmektedir.

  • ŞAPHANE

    Kronojik sıralamaya göre Friglerin, İskender imparatorluğunun ve Bizanslıların hakimiyeti altına giren Şaphane 1234 yılında Konya Selçuklularının topraklarına katılmıştır. Daha sonra Germiyanoğullarından Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt’a çeyiz olarak devredilmiştir.

    1402 Ankara Savaşı’ndan sonra Germiyanoğullarının eline geçmişse de 1429 yılında tekrarOsmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. Günümüze kadar (bir kaç günlük Yunan işgali hariç) yabancı işgalineuğramamıştır.

    Zamanımızdan 500 yıl kadar önce bugünkü Şap sitesi yerinde yeni Kayran mevkiinde BONCUKTAŞ adıyla kurulmuştur. Evliya Çelebi”Seyahatname”sinde bu köyün Şap sayesinde müreffeh bir hayat sürdüğü yazılıdır.

    Tanzimata kadar “Şaphane-i Amire Müdürlüğü ” adı altında doğrudan saraya bağlı olarak idare edilmiştir. Tanzimattan sonra “Bucak”statüsüne kavuşmuştur.

    Cumhuriyet döneminde Bucak olarak gördüğümüz Şaphane 19.06.1987 tarihinde çıkarılan 3392 Sayılı Kanunla ilçe statüsüne kavuşmuş, ilk Kaymakamın 26.04.1988 tarihinde göreve başlamasıyla resme ilçe statüsüne kavuşmuştur.

  • TAVŞANLI

    MÖ. 3000 yılına ait buluntular, köklü bir kültürel mirası belgelerken,Vakıf köyünde tek kalmış piramidal çam ormanı dünya çapında ziyaretçilerin uğrak yeri,ilçemizin de önemli bir servetidir.Bu yönleri ile turizm potansiyelini de oluşturmaktadır.Cuma ve cumartesileri kurulan pazar,Türkiye’nin en büyük pazarlarındandır.Tavşanlı ilçesi,çok eski ve zengin kültürel yapı üzerinde yükselmiş,şirin ve sürekli ekonomik canlılığı ile hızla gelişip,büyüyen ilçelerimizden birisidir.Bu ekonomik canlılığın belkemiği kömür,leblebi ve yumurtadır.Tavşanlı’nın çeşitli yerlerinde yapılan araştırmalarda elde edilen buluntular,Tarihin kalkolitik çağda başladığını göstermektedir.

    Tavşanlı Belediyesinin bünyesinde bulunan Tavşanlı Belediye Müzesinde de sergilenen,çeşitli kaliteli buluntular,neolitik,kalkolitik,eski tunç dönemlerinde, Tavşanlı’da ki zengin kültürün varlığını gözler önüne sermektedir. Tavşanlı’ya 5 km.uzaklıktaki Firig kay mezarı,bu bölgenin,FHRYGİA EPİCTETUS (küçük firigya) olarak adlandırılmasının işaret taşı konumundadır.Henüz kazı yapılmamış,Tavşanlı höyüğü ve yakın çevredeki üç höyük,Tavşanlı’nın tarihini ayrıntılarla aydınlatacak,kültür hazinesi olarak,korunurken dört önemli yerleşmenin göstergesi olarak beklemektedir.Kent içinde,çeşitli yerlerdeki mermer,stel, lahit,lahit kapağı ve bazı mimari yapıtlarda, yoğun bir Roma yerleşmesinin bulunduğunu belgelemektedir.Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasıyla,Bizans topraklarında kalan kent,Türklerin Anadolu’ya girmesiyle önce Anadolu Selçuklularına daha sonra Germiyanoğullarına bağlanmıştır. 1378 yılında,Germiyanoğlu Süleyman Şah Kızı Devlet hatunun Yıldırım Beyazıt ile evlenmesi üzerine Osmanlılara çeyiz olarak verilmiştir.

    Eğrigöz,Budagan ve Yaylacık Dağlarıyla çevrili çok sayıda derenin açtığı vadilerin tabanında kurulmuştur.İl merkezine uzaklığı 44km’dir.Adını,Osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt’m şehzade iken bölgede yaptığı tavşan avı sırasında koyduğu söylenir.Evliya Çelebi de “Tavşanı bol bir avlak” olduğunu ve “kale içinde kurulduğunu” belirtmektedir.Kayı,Derbent,Beyköy ve Tunçbilek civarında Hitit izlerine rastlanmıştır.Germiyanlılar tarafından Bizans’tan alınan Tavşanlı hakkında belgeli tarihi bilgiler fazla değildir.Devlet Hatun’un Osmanlı Sarayına gelin gitmesiyle Tavşanlı da Osmanlılara verilen çeyiz topraklar arasında yer almıştır.